DİVRİĞİ SİTEMİZ HİZMETİNİZDEDİR.ANA SPONSOR www.ozcanboya.com Mehmet Ali Özcan
Ana Sayfa Resim Gönder Fotoğraf Albümü Haber Gönder Haberler İletişim  

Yönetici   

ANA MENÜ
ANA MENÜ
  Ana Sayfa
  Haberler
  Köşe Yazısı
  Download
  Dost Siteler
  Ziyaretçi Defteri
  Sohbet Odası
  Forum
  Bize Ulaşın
KÖY MENÜ
  Divrigi Tarihi
  Divrigi Ulaşım
  Divrigi Sözlüğü
  Divrigi Mutfağı
  Divrigi Sineması
  Divriği Kıyafetleri
  Divrigi Müzikleri
  Köylerimiz
  Divriği Tel Reh.
  Divriği Kitapları
  Genel Bililer
  Divriği Kültürü
  Divrigili Telefonları
  Lakaplar
  Kan Bankası
  Ev Mimarisi
  Fotoğraf Albümü
  Öğrencilerimiz
ULU CAMİİ
ANKET

AnkeT

Sitemizi Beğendinizmi ?
hayır
iyi
çok güzel
Anket Sonuçları Ve Diger Anketler
REKLAM
FİRMA REHBERİ
HABERLER
F O R U M
İSTATİSTİKLER
Aktif Ziyaretçi: 1
Toplam Ziyaretçi: 63035
İP Adresiniz: 38.103.63.59
 
YÖREMİZİN YEMEKLERİ VE TATLILARI

Divriği Özlem meşhur tatlı ve yemeklerini bu sayfada bulabileceksiniz. Detaylı tarifleri alabilmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz..

 
Yavan Yaprak İçi

Yavan Yaprak Içi


MALZEMELER :
2 su bardagi ince bulgur 3 su bardagi su 2 yemek kasigi tereyagi 1 su bardagi ince dogranmis yesil sogan Yarim su bardagi ince dogranmis maydanoz Tuz Karabiber Haslanmis taze yaprak


TARIF :
Bir tencerede tereyagi eritilir, su, tuz ve karabiber ilave edilir. Su kaynayinca bulgur katilarak suyunu çekinceye kadar pisirilir. Sulu kivamdaki bulgur servis tabagina alinir, üzerine ince kiyilmis maydanoz, ince kiyilmis yelis sogan ilave edilir. Taze haslanmis asma yapragiyla yenir

ALATLI PİLAV
Alatlı pilâv: Divriği'de pilâv denince akla, pirinçle pişirilen alatlı pilâv gelir ki bu pilâvın diğer adları da şöyledir: Divriği pilâvı, düğün pilâvı, muhaşerli pilâv, nam-ı diğer ak pilâv, hatta bazı çocukların dediği gibi; uyuyan pilâv.
Alat; Arapça alef sözcüğünden galattır. Ulûfe sözcüğü alef'ten gelmektedir ve hayvan yemi, ot, saman ve yulaf anlamındadır. Kelimenin çoğulu: alâif, ulüf olup şu anlamlara gelir: 1-Sipahilere, yeniçerilere üç ayda bir verilen maaş, 2- Yemler. Pilâvın adı bu nedenle, Mengücek şahlarının askerlerine yedirdikleri etli pilâv geleneğine dayanmakta olup zamanla bu sözcük alata dönüşmüştür. Halk arasında pilâvın adı ile ilgili iki yakıştırma şöyledir; yapılmasında vasıta olan ve ona lezzet veren baharat için genel olarak alat denildiği ve bununla ilgili olduğu, -Şanlıurfa yöresinde de baharata alat denildiğini biliyoruz, Sivas'ta da eskiden yaşlılar baharat için bahar-biber aleti derlerdi- alat için al et sözlerinden geldiği gibi yakıştırma yapılırsa da, yukarda belirtildiği ve açıklandığı gibi alatlı pilâvın aslı alef ve ulufeye dayanmaktadır.
Bayram sabahları, düğünlerde, özel misafirler için, iftar sofralarında mutlaka alatlı pilâv pişer. Eskiden, mahallede bir amcanın, arkadaşlarıyla güreşirken yenildiğinde, "Bu bayram ak pilâv yemedim de onun için yıktınız!" dediği bile söylenirdi. Pilâv için, Malatya pirinci, Tosya pirinci ve akçeltik kullanılır. Pirinç elenir, kırıkları sütlaç, çorba, dolma gibi yemeklerin yapımı için ayrılır. Özellikle, eskiden Malatya pirincinin pilâvı makbul tutulduğundan, her bir pirinci için, "parmak gibi uzardı" benzetmesi yapılırdı. Fazla miktarda yapılacak özel gün pilâvları için, az alınan pirinçten deneme pilâvı pişirilir, iyi ise bu pirinç satın alınır. Böylece pirincin su kaldırma özelliği tesbit edilmiş olur.
Pilâv için önce muhaşer hazırlanır. Muhaşer ıslatılarak kabuğu çıkmış ve ikiye ayrılmış nohuttur, alatlı pilâv ve diğer bazı yemeklerde kullanılır. Nohudu bu şekilde kabuğundan ayırma işlemine nohut pıtlatma denir. İki parmak arasında sıkılarak kabuk ayrıldığı gibi, özellikle düğün pilâvlarında çok miktarda muhaşer gerekeceği için, ıslatılan nohutlar, hamur tahtası üzerinde, birer avuç alınarak, düz tahta veya benzeri bir şeyle sürtülerek kabukları ayrılır. Mermer tezgâh üzerinde düz tencere kapağı ile de yapılabilir. Kabukları ayrılan nohutlar yıkanır ve bir tarafa konarak, muhaşer hazır edilmiş olur.
Üzüm ayıklanır, eğer düğün için pilâv yapılacaksa bol miktardaki üzümler tepsiler içinde ayıklanır, kararmışı, küflenmişi ve çöpleri ayrılır. Üzümün sarı renkte olanı makbuldür. Pilâvda kullanılan bu üzüm yörede bamya, parmak ya da besniüzümü adıyla bilinir.
İki gün süre ile yapılan düğünler ki yörede buna ağır düğün denir, böyle düğünlere yüz kadar ev çağrılır, bir kaç koç kesilir. Düğün pilâvlarında keçi ya da sığır eti kullanılmaz. Sığır eti geç piştiği ve makbul tutulmadığı için, halk arasında şu deyimlerde, değerini bulamayan ve istenmeyen insanların kendileri için kullandıkları ifadeler olarak yaşar: "Pişmedik/sığmadık sığır eti olduk." Pilâv ev için yapılacaksa, koyun eti aranmaz. Keçi, tavuk, culluk (hindi) hatta av hayvanları, geyik eti, keklik, bıldırcın ve diğer kuşlar da pilâva iyi gider. Mümkün olduğunca sığır eti, renginin koyu olması sebebiyle pilâva konmaz. Pilâvı aşçılar pişirdiği gibi, pilâvı iyi pişiren kimseler de düğünlerde bu görevi layıkıyla yaparlar.
Et pişerken aşcı kazanın yanında durur ve oluşan kefi (köpüğü) sürekli alır. Et iyice pişince, el dayanacak kadar ılıyınca etler kemiklerinden ayrılır, yani keflenir. Kefleme etin kemiğinden ayrılarak, parmak büyüklüğünde parçalara bölünmesidir. Keflenmiş et sinilere serilir, üzerine alat; karabiber, bahar, karanfil (eskiden zencefil de olurmuş) ve tuzdan oluşan karışım serpilerek üzeri tülbentle örtülür. Bütün bu işlemler bir gün önceden yapılır. Kuru soğan ince doğranır, yine üzerine alat; bahar, karabiber, karanfil ve tuz serpilerek, oğuşturulur ve pilâvdan soğan tadı gelmemesi için baharat soğana yedirilir. Soğanlı bu karışım da ağzı kapatılarak hazır edilir.
Pilâvın miktarına göre malzeme kullanılır ve soğanın da fazla olmamasına dikkat edilir. Pilâvın yağına da özen gösterilir, hele düğün pilâvı ise. Yağ denince Divriği'de tuzlu tereyağı akla gelir. Diğer yağlar kuyruk yağı ve don yağıdır. Margarin ve zeytinyağı ise eskiden hiç bilinmeyen yağlardır. Et ve yağ aylar önceden inandırılır/ tenbihlenir. Eskilerin deyimi ile yüzük kaşı gibi yağlar bir gün önceden eritilir, dipte dartı (tortu) kalır, üstteki kısım süzülerek pilâvda kullanılmak üzere hazır edilir. Divriği'de pilâv ve helva için; "Pilovla, havlayı her avrat büşüremez!" derler. Geleneksel mutfağımızın temel taşlarından bulgurun bayram ettiği mutfaklarda, özellikle, seferberlik yıllarında pirinç bulunmaz ve kadınlar neredeyse, pirinç pilâvı pişirmeyi unutur ve tarifini birbirlerine sorarlarmış.
Alatlı pilâv için şöyle bir reçete verilebilir:
4-5 Kişilik bir aile için alatlı pilâv malzemesi; bir tavuk ya da bir, birbuçuk kilo kemikli koyun eti -kemikli etin suyu lezzetli olur-, bir kilo iyi cins pirinç, yağ -yağ deyince yörede bir adı da eyi yağ olan tereyağı anlaşılır, günümüzde margarinler de tereyağı ile birlikte kullanılmaktadır- bir küçük soğan, 10-15 adet, dane karabiber, 5 adet bahar, 5 adet karanfil, yarım su bardağı nohut, yarım su bardağı bamye üzümü (besniüzümü/ parmak üzümü ) ve tuz.
Tavuk ya da et tencereye konur ve üstü basa, yani üstünü aşacak kadar su konur. Bir- iki baş kuru soğanı da soyulup bütün olarak etin tenceresine tane karanfillle birlikte konursa, ete güzel lezzet verir. Et piştikten sonra daha önce anlatıldığı gibi keflenir, üzerine hazırlanmış alatın yarısı konur, diğer yarısı ince doğranmış soğan için kullanılır. Etin ve de soğanın alatla terbiyelenmesi en az beş altı saat önceden olmalıdır ki pilâvın lezzeti artsın. Onun için düğün pilâvlarında bir gün önceden terbiye edilir.
Pirinç, bir saat önce kaynar su ile ıslatılır ve üzerine bir, iki kaşık tuz atılır, karıştırılır. (Usta pişiriciler tuzlu suda bekletmezlerdi eskiden. Kuru pirinci yıkayarak, ona göre ölçüsünü koyarlardı) Bekleme süresinden sonra pirinç yıkanır ve süzülür. Büyükçe bir tencerede yağ eritilir, yağın yanmamasına dikkat edilir, içine baharatlı soğan konarak bir iki kez çevrilir, pembeleştirilmez. Bir gün önceden hazırlanmış olan muhaşer, yıkanmış üzümler ve etler ilâve edilerek, zedelemeden, dikkatlice karıştırılır. Üzerine pirinç konur. Pilâvın suyu, suda kabarmış pirincin miktarı kadar sıcak et suyudur. Yarım bardak pirinç ıslanırsa bir bardak oluyorsa et suyu da bir bardak konmalıdır. Tavuk ile yapılan pilâvda tavuk suyu yarı yarıya su ile karıştırılmalıdır. Kaynamakta olan et suyu dikkatlice pirincin üzerine konur, tuzuna bakılır ve pilâv ağır ateşte pişirilir. Pilâvın dibi tahta kaşıkla kontrol edilir ve üzerine küçük bir tavada yakılmış tereyağı dökülür. Ocaktan indirilen pilâvın üzerine temiz bir bez konarak, tencerenin ağzı kapatılır ki kapakta oluşan su damlacıkları pilâvı ıslatmasın. Yarım saat bu şekilde demlendirilmeye bırakılan pilâv, bir oklava ya da tahta kaşığın sapı ile dibi dağıtılmayarak, pirinçler denelenir (tanelenir)­. Sofra zamanına kadar soğumaması için kalın örtülere sarılarak muhafaza edilir.
Şimdi evlerdeki çelik tencereler, pilâvın soğumasını önlemekte olup, düğünlerde kazanda pişirilen alatlı pilâv, eskiden soğumaması için samana ya da talaşa gömülür ve böylece sıcak kalması sağlanırmış. Pilâv tenceresinin bir tepsiye ters çevrilmesi ile sofraya getirilen pilâvın, altta pirinçler, üzerinde üzümlü, nohutlu ve suvama etli (bol etli) çok güzel, nefis bir görüntüsü, mis gibi kokusu olur! Bazı evlerde tencere çevrilmeden de servis yapılabilir ve bu pilâva dibi döşemeli pilâv da denilir. Pirinç yerine bulgur konularak ve diğer malzemeleri aynen kullanılarak yapılan pilâva da dibi döşemeli pilâv denir.
Düğünler, sünnet düğünleri, hacı düğünleri, bayram, misafir sofralarının değişmez yemeği alatlı pilâv ve yanında ikram edilen üzüm hoşafıdır. Onun için, "Hoş düğün, hoş düğün, pilâvı yok boş düğün" denilmiştir. Alatlı pilâv sahra denen ve baharda yapılan kır eğlencelerinde de pişer. Birlikte pilâv yemek, beraberliğin, dayanışmanın ve de hemşehriliğin de sembolüdür. İstanbul, Ankara, Bursa, Sivas gibi bir çok ilde Divriğililer tarafından Divriği pilâvı günü yapılmakta, her yıl yaz başında, belirlenen bir piknik alanında alatlı pilâv pişirilerek bu gelenek yaşatılmaktadır. Davetiyeler bastırarak, belirli merkezlerden otobüs seferleri düzenleyerek yılda bir kez de olsa sosyal kaynaşmaya sebep olanlar, memleketine hasret ve sevgi duyan sağduyu sahibi hemşehrilerimizdir.
Kazan kahyâsı: Ağır düğün sayılan pilavlı düğünlerde, bir de kazan kahyâsı bulunur. Aşçıya yardım da edebilen bu şahıs, düğün evinin yakınlarından (amca veya dayı gibi) işi bilen, yaşlıca bir erkekten seçilir. Aşçı, hazırlık aşaması iki üç gün süren emekle, yamağıyla birlikte pilavı pişirip hazır eder. Düğüne davetli bir hocanın bereket duası yapmasının, ev sahibi erkekten bahşiş almadan kazanı açmayan aşçının bahşişini almasının ardından kahyânın görevi başlar. Bir iki saat aralıklarla pişirilen pilav kazanlarının sırasını gözetmek, (yani ilk pişenden son pişene doğru sıraya koymak) düğün sofrasına alatı bol lengerler göndermek onun tekelindedir. Çünkü soğuk, ya da malzemesi az pilav makbul olmaz. Kahyâdan izinsiz kimse kazandan pilav alamaz. Ev sahibince elbiselik kumaş, gömlek, havlu vs. gibi hediyelerin verildiği kahyâ vazifesini lâyıkıyle yerine getirir, son sofraya kadar durumu idare eder. Okkalı bir sini ile oğlan evinden kız evine pilav gönderilmesi de gelenektendir. Kazan kahyâsı o siniyi de hazırlar; sıcağıyla gönderir. Pilav sinisini getirene para bahşişi vermek de kız evinin gelenekleri arasındadır.


İÇ
İç: "Bugün bize iç yemeğe gelesiz!" Divriğililer için önemli bir davettir. Divriği'de çok sevilen, salata türü bir yiyecek olan iç, şu manisi ile ünlüdür.
Divriği dedükleri
Her gün iç yedükleri
Heç aklımdan çıhmıyı
Hatuncuk dedükleri

Eskiden, el daşı denilen değirmen taşlarıyla evlerde, el ile çekilerek, maniler, türküler söyleyerek elde edilen bulgur, iç'in asıl malzemesi, olmazsa olmazıdır. İç yapımında, eskiden dövülmüş et yani satır kıyması ya da kavurma kullanılırdı, sonraları et konması terkedilmiş olup, günümüzde biraz yağ konulmaktadır. Hatta, eskiden söylenen; "kuş etinden iç etti, Mahmut'u davet etti!" şaka yollu sözde, yapılan ikramın değeri anlatılmak istenmiş olmalıdır.
Genişçe bir tepsiye, kişi başına bir çay bardağı hesabıyla ince bulgur konur. Tuz, kırmızıbiber, karabiber, kimyon, bir tutam yeşil soğan, maydanoz ve reyhan, salça, yeşilbiber ve bol domatesle hazırlanır. Bulgurun üzerinde sıcak su gezdirilirse de bulguru bu şekilde ıslatmayı yaşlılar kabul etmez ve gençleri tembellikle suçlarlar! Kuru bulguru, domates, doğranmış kuru soğan ve soğuk suyla yoğurmayı daha doğru bulurlar, aksi halde "özleşmemiş, yoğrulmamış" derler. Bu şekilde yoğrulma işlemi tamamlanınca tuz ve diğer malzemelerle koyu çorba kıvamında olacak gibi de suyu ilâve edilir, üzerine sumak ekilerek, arzu edilirse limon sıkılarak servis yapılır. Asma yaprağının içine kaşıkla konulan iç dolanarak (sarılarak) yenir. Mevsim yaz ise, yaz turşusu ve asmanın nazik uç dallarından toplanan yapraklar, haşlanır, deste ile siniye konur.Yazın kendiliğinden yetişen bitkiler de iç sofrasında yer alır. Bunlar; evelik, kazankarası ve herdemgüzeli olabilir. Kullanılacak yaprak mevsim yaz ise asmadan toplanıp destelenerek, az tuzlu suda destesi ile arkalı önlü haşlayarak ölütülür. Ölütme sarılacak sebzenin hafif haşlanmasıdır ki bunun için büyükler şöyle sorabilirler: "İç yapıysıız ama, yarpağı ölüttünüz mü?"
Mevsim kış ise, için yanında asma yaprağı salamurası, çeşitli turşular ve haşlanmış lahana olabilir. Özellikle güzün turşular hazırlandığında, "Tez zamanda olsa da iç ile yesek!" derler. Eskiden kenarı iki-üç parmak enliliğinde özel iç sinileri olurmuş; bu sinide yoğrulan iç iki kişi tarafından tutularak sofraya getirilirmiş. Sonraları tepsiyerde yoğrulmaya başlanan iç, her iki şekilde de aynı kaptan yenirmiş. Günümüzde ise tepsilerde yoğrulmakla birlikte ayrı tabaklara servis yapılır durumda.
Bulgur ve yeşilin buluşmasıyla meydana gelen bu lezzeti Divriğililer bir başka türlü sever; pek çok şehirde yapılan Divriğililer günü içsiz ve de alatlı pilâvsız olmaz. İçe bu kadar önem verildiği için malzemesinin tedariğine de özen gösterilir, bulgurun ince öğütülmesine dikkat edilir.
Hanımların, çamaşır vb. işlerinin çok zamanında, yorularak işlerini bitirdikten sonra, ilk başvurdukları şey içtir, onunla dinlenirler. Eskiden hamamlarda da yapılır, yenir, hele bir hamile ya da emzikli varsa; "aman bir tene dolan da verin südü kaçar!" denirmiş. Ayrıca lohusalar için de sık sık yapar, yedirirler ve günümüzde de olduğu gibi, "sulu sulu ye ki südün bol olsun" denir. Evdeki malzemeyle, bahçedeki yeşilliklerle kolayca yapılan bu alçak gönüllü salata türü yiyecek fazla yapıldığında ziyan edilmez, yaprağa, lahanaya, turşuya sarılır, sonra tekrar yendiği gibi aniden gelen bir misafire de, "dolanmış içimiz var, getürek de yiyesin" diye ikram edilir.
İç ikramından sonra “iç yedin mi?“ diye sorulur. “Yedim” cevabı verilirse, “suyunu da içtin mi?” diye sorulur. “İçtim” derse ne âlâ, “içmedim” diye bir cevap geldiyse; “sen o zaman iç yememişsin” derler. Bu sözler için lezzetinin ve şifasının suyunda olduğunu belirtmek için söylenen lâtifedir. Bahar aylarında, bahçede çimenler üzerinde baharın tadını çıkaranlar yine iç yerler ki tadına doyulmaz. Eskiden bir çocuk, "annem sizi istedi, bahçede iç yiyecük" dediği zaman nasıl teklif geri çevrilmiyorsa, bugün telefonla yapılan "bugün bize iç yemeğe gelesiz!" teklifi de geri çevrilmez. Ramazan ayında bile oruç açmak için, sudan önce akla iç gelir. Her ne kadar Divriği'ye gelenler, önce içi pek beğenmemiş gibi olurlarsa da, ayrıldıklarında iç tiryakisi olmuşlardır bile! Hemşehrimiz Mustafa Tuğutlu içimizi şöyle methediyor:

İçimiz (Methiye)

Divrikliyiz, Divrikliyiz, birbirimizi severiz
Fırsat bulur düzüm düzüm gezeriz
İç duyunca kendimizden geçeriz
Büyük ikram bizim yaprak içimiz

Önce bulgur ayıklanır, elenir
Sırasıyla bıçak nacak bilenir
Et dövülür, maydanozlar tellenir
Kokar burcu, burcu bizim içimiz

Reyhan konur baş döndürür kokusu
Ekşi limon iştah açar doğrusu
Bir de yanında ak lahana turşusu
Yemeğe doyulmaz biçim içimiz

Yağ katarlar kalorisi yükselir
Yeşil soğan, domatesle süslenir
Yiyen, içen semizlenir, beslenir
Kuvvet kaynağıdır bizim içimiz

Yaprak içi deriz bunun adına
Yemek ile doyum olmaz tadına
Boşver elin batırıkla badına
Kısır ile çiğ köfteye top attırır içimiz

Kıymalısı yatkın olur damağa
Sarılınca evelikle, yaprağa
Kar gibi ak bir de sıcak lahana
De yenmesin bakam bizim içimiz

Karabiber, kırmızıbiber ekerler
Bir de acı olmuş der, dudak bükerler
Dayanamaz hörül, hörül çekerler
Hem suludur, hem acıdır, hem de tatlı içimiz

Mustafa'nın sofrasının gülüsün
Yemeyenler senin tadın ne bilsin
Dilerim cihanda şanın söylensin
Adı güzel, tadı güzel içimiz

İç: "Bugün bize iç yemeğe gelesiz!" Divriğililer için önemli bir davettir. Divriği'de çok sevilen, salata türü bir yiyecek olan iç, şu manisi ile ünlüdür.
Divriği dedükleri
Her gün iç yedükleri
Heç aklımdan çıhmıyı
Hatuncuk dedükleri

Eskiden, el daşı denilen değirmen taşlarıyla evlerde, el ile çekilerek, maniler, türküler söyleyerek elde edilen bulgur, iç'in asıl malzemesi, olmazsa olmazıdır. İç yapımında, eskiden dövülmüş et yani satır kıyması ya da kavurma kullanılırdı, sonraları et konması terkedilmiş olup, günümüzde biraz yağ konulmaktadır. Hatta, eskiden söylenen; "kuş etinden iç etti, Mahmut'u davet etti!" şaka yollu sözde, yapılan ikramın değeri anlatılmak istenmiş olmalıdır.
Genişçe bir tepsiye, kişi başına bir çay bardağı hesabıyla ince bulgur konur. Tuz, kırmızıbiber, karabiber, kimyon, bir tutam yeşil soğan, maydanoz ve reyhan, salça, yeşilbiber ve bol domatesle hazırlanır. Bulgurun üzerinde sıcak su gezdirilirse de bulguru bu şekilde ıslatmayı yaşlılar kabul etmez ve gençleri tembellikle suçlarlar! Kuru bulguru, domates, doğranmış kuru soğan ve soğuk suyla yoğurmayı daha doğru bulurlar, aksi halde "özleşmemiş, yoğrulmamış" derler. Bu şekilde yoğrulma işlemi tamamlanınca tuz ve diğer malzemelerle koyu çorba kıvamında olacak gibi de suyu ilâve edilir, üzerine sumak ekilerek, arzu edilirse limon sıkılarak servis yapılır. Asma yaprağının içine kaşıkla konulan iç dolanarak (sarılarak) yenir. Mevsim yaz ise, yaz turşusu ve asmanın nazik uç dallarından toplanan yapraklar, haşlanır, deste ile siniye konur.Yazın kendiliğinden yetişen bitkiler de iç sofrasında yer alır. Bunlar; evelik, kazankarası ve herdemgüzeli olabilir. Kullanılacak yaprak mevsim yaz ise asmadan toplanıp destelenerek, az tuzlu suda destesi ile arkalı önlü haşlayarak ölütülür. Ölütme sarılacak sebzenin hafif haşlanmasıdır ki bunun için büyükler şöyle sorabilirler: "İç yapıysıız ama, yarpağı ölüttünüz mü?"
Mevsim kış ise, için yanında asma yaprağı salamurası, çeşitli turşular ve haşlanmış lahana olabilir. Özellikle güzün turşular hazırlandığında, "Tez zamanda olsa da iç ile yesek!" derler. Eskiden kenarı iki-üç parmak enliliğinde özel iç sinileri olurmuş; bu sinide yoğrulan iç iki kişi tarafından tutularak sofraya getirilirmiş. Sonraları tepsiyerde yoğrulmaya başlanan iç, her iki şekilde de aynı kaptan yenirmiş. Günümüzde ise tepsilerde yoğrulmakla birlikte ayrı tabaklara servis yapılır durumda.
Bulgur ve yeşilin buluşmasıyla meydana gelen bu lezzeti Divriğililer bir başka türlü sever; pek çok şehirde yapılan Divriğililer günü içsiz ve de alatlı pilâvsız olmaz. İçe bu kadar önem verildiği için malzemesinin tedariğine de özen gösterilir, bulgurun ince öğütülmesine dikkat edilir.
Hanımların, çamaşır vb. işlerinin çok zamanında, yorularak işlerini bitirdikten sonra, ilk başvurdukları şey içtir, onunla dinlenirler. Eskiden hamamlarda da yapılır, yenir, hele bir hamile ya da emzikli varsa; "aman bir tene dolan da verin südü kaçar!" denirmiş. Ayrıca lohusalar için de sık sık yapar, yedirirler ve günümüzde de olduğu gibi, "sulu sulu ye ki südün bol olsun" denir. Evdeki malzemeyle, bahçedeki yeşilliklerle kolayca yapılan bu alçak gönüllü salata türü yiyecek fazla yapıldığında ziyan edilmez, yaprağa, lahanaya, turşuya sarılır, sonra tekrar yendiği gibi aniden gelen bir misafire de, "dolanmış içimiz var, getirek de yiyesin" diye ikram edilir.
İç ikramından sonra “iç yedin mi?“ diye sorulur. “Yedim” cevabı verilirse, “suyunu da içtin mi?” diye sorulur. “İçtim” derse ne âlâ, “içmedim” diye bir cevap geldiyse; “sen o zaman iç yememişşin” derler. Bu sözler için lezzetinin ve şifasının suyunda olduğunu belirtmek için söylenen lâtifedir. Bahar aylarında, bahçede çimenler üzerinde baharın tadını çıkaranlar yine iç yerler ki tadına doyulmaz. Eskiden bir çocuk, "annem sizi istedi, bahçede iç yiyecük" dediği zaman nasıl teklif geri çevrilmiyorsa, bugün telefonla yapılan "bugün bize iç yemeğe gelesiz!" teklifi de geri çevrilmez. Ramazan ayında bile oruç açmak için, sudan önce akla iç gelir. Her ne kadar Divriği'ye gelenler, önce içi pek beğenmemiş gibi olurlarsa da, ayrıldıklarında iç tiryakisi olmuşlardır bile! Hemşehrimiz Mustafa Tuğutlu içimizi şöyle methediyor:

İçimiz (Methiye)

Divrikliyiz, Divrikliyiz, birbirimizi severiz
Fırsat bulur düzüm düzüm gezeriz
İç duyunca kendimizden geçeriz
Büyük ikram bizim yaprak içimiz

Önce bulgur ayıklanır, elenir
Sırasıyla bıçak nacak bilenir
Et dövülür, maydanozlar tellenir
Kokar burcu, burcu bizim içimiz

Reyhan konur baş döndürür kokusu
Ekşi limon iştah açar doğrusu
Bir de yanında ak lahana turşusu
Yemeğe doyulmaz biçim içimiz

Yağ katarlar kalorisi yükselir
Yeşil soğan, domatesle süslenir
Yiyen, içen semizlenir, beslenir
Kuvvet kaynağıdır bizim içimiz

Yaprak içi deriz bunun adına
Yemek ile doyum olmaz tadına
Boşver elin batırıkla badına
Kısır ile çiğ köfteye top attırır içimiz

Kıymalısı yatkın olur damağa
Sarılınca evelikle, yaprağa
Kar gibi ak bir de sıcak lahana
De yenmesin bakam bizim içimiz

Karabiber, kırmızıbiber ekerler
Bir de acı olmuş der, dudak bükerler
Dayanamaz hörül, hörül çekerler
Hem suludur, hem acıdır, hem de tatlı içimiz

Mustafa'nın sofrasının gülüsün
Yemeyenler senin tadın ne bilsin
Dilerim cihanda şanın söylensin
Adı güzel, tadı güzel içimiz

 

 
 
ÜYE PANAELİ
Lütfen Giriş Yapınız
Kullanıcı Adı :

Parola :
Kayıt ol!!
SON RESİMLER




















RÖPORTAJ
  NURİ DEMİRAĞ  
 
   
  www.nuridemirag.com
MAKALELER
  DİVRİĞİNİN KALKINMASI ÜZERİNE DÜŞÜNCEL..  
Dr.Ömer Faruk Kültür

  MENGÜCEK MÜHRÜ..  
A.Mahir PEKŞEN

  VEFASIZ..  
ERTUĞRUL YÜKSEL

  TERZİLER ÇARŞISI..  
FATMA PEKŞEN

 
DİVRİĞİ FM
ETKİNLİK / DUYURULAR
»  DİVRİĞİ KIYAFETLERİ TAKI VE AKSESUARLARI KİTABI ÇIKTI

» 
DİVRİĞİ EVLERİ KİTABI ÇIKTI

» 
NURİ DEMİRAĞ'IN KİTABI ÇIKTI

 
REKLAM

HAVA DURUMU


 

Divriği Özlem / www.divrigiozlem.com

 


Bu sitenin tüm hakları saklıdır. Sitedeki resim, yazı ve diğer metaryaller kaynak gösterilse dahi izinsiz kullanılamaz.
www.divrigiozlem.com
.

 Her hakkı saklıdır www.divrigiozlem.com 2006 Site : ©

Bu Site WEBurada.NET Yapımıdır.